Biliyorsunuz aralıksız bir şekilde mekik dokuyan bir dikiş makinası
misali gündemi olan bir ülkeyiz artık. Bu köşede sadece ipliğin ucunu
bulmaya çalışacağız birlikte. Sesli düşüneceğim sizde yankılanırsa bu düşünceler bana aksettireceksiniz, o kadar. Ülkemizi kurtarmayacak belki bu yazdıklarım ama bir nebze yaşadıklarımıza uzaktan bakma fırsatı verirse size, ne mutlu bana.
Önce köşemizin başlığından yani en başından başlayalım anlatmaya; geyik eskiden beri kültürümüzde yer ediniş bir figür. Kimi kaynaklarda bolluğu bereketi temsil ettiği söyleniyor, dikkatimi çekmemişti ama özellikle Anadolu'daki evlerde duvara asılan halılarda bu figüre çok rastlarız. Bolluğu bereketi temsil eden bu figürün yaralanması da tam tersini gelecek felaketlerin habercisi olduğunu da söyleyenler var tabiki. Bende X platformunda gündem olunca üstünkörü bir araştırmayla öğrendim bunları. Tabiki yazı boyunca geyik fügürünün kültürümüzdeki yerini anlatmayacağım meraklısı daha detaylı araştırabilir.
Felaketler hep üstüste gelir diye bir laf duymuştum bir zamanlar. Ülke olarak da bu sözü doğru çıkartmak için ayrıca çabalıyoruz galiba. Gezi programlarını izlemeyi oldum olası sevmişimdir, özellikle yurdumuzun dışıdakileri gösterenleri farklı insanlar görmek onların hayatlarına bir iki dakikalık da olsa şahitlik etmek hep ilgimi çekmiştir. Yurtdışına çıkan bu programları izleyince dikkatimi çeken yegane şeylerden biri de amansızca, hızla artan ve artık kültür haline gelen bireyselleşme furyası dikkatimi çekiyordu. Herkes kendi çalıp kendi oynuyor oralarda anlayacağınız. Şimdi dönüp etrafıma bir bakıyorum da biz de artık onlara benzedik, benziyoruz. Ama sadece o yönüyle, Tanzimat'tan bu yana Batı'nın iyi yönlerini alma maceramız tam tersi yönde devam ediyor. Ne oralı olabiliyoruz ne buralı tam da uzaktan, epey uzaktan bakıldığında ülkemizin konumu gibi ortada bir yerde köprü misali duruyoruz öylece. Duruyoruz ve geçenlerde bir hocamızın röportajda belirttiği gibi sosyal bir çürümeyle çürüyoruz. Yazının burasına kadar sabretip okuduysanız ne alaka diyeceksiniz şimdi? Bu anlattıklarımla nereye varmaya çaılıyorum acaba?
Şuraya; toplum olarak öyle bir seviyeye geldik ki kendi çıkarı için birbirini kandırmak, dolandırmak, yalan söylemek, aşağılamak gayet sıradan, olağan bir şey haline geldi. Bir ürün mü alacaksınız iki katı üç katı fiyatına alabilirseniz ne ala. Kiracısınız ve zam mevzusu için ev sahibinizle mi görüşeceksiniz binlerce lira daha vermeye hazır olun yoksa kapı sizin çıkmanız için açılmaya hazır. İş mi arıyorsunuz daha çok ararsınız var mı bir tanıdığınız bir ahbabınız varsa bile ona ulaşmak için o yoğun dünyayı kurtarma mesaisini(!) beklemelisiniz, bakın kendi başınıza deneyin bile demiyor diyemiyorum çünkü gönderdiğiniz özgeçmiş, yaptığınız görüşmeler o tanıdığın tek telefonuyla saniyeler içerisinde çözmesinin yanında devede kulak kalır. Ya bu düzene uyarsınız ya da bu diyardan gidersiniz. Ne? Artık gidemezsiniz de buraya tıkılı kaldınız. Bunlara dur diyen yapma diyen hiçkimse yok ve bence hiçbir zaman da olmadı. Çünkü biz değişmeden evlerimizden, çevremizden değişmeye başlamadan iyiyi, güzeli, saf olmayı aşağılık bir şey gibi görmekten vazgeçmezsek daha çoook felaketler bizi bekliyor maalesef. Yaralı geyiği görene kadar kapımızı açıp hemen odamızın dışında neler oluyor onları görmemiz lazım.