24 Eylül 2024 Salı

sinefil değilim ama: metin erksan'ın gözünden müthiş bir tren

Sinema serüvenim devam ediyor bir heves mi bu yoksa bir hedef mi hala bulamadım.Bugünü Metin Erksan'ın Müthiş Bir Tren filmiyle bitirdim. Gece henüz bitmeden başladığım bu film toplamda 42 dakika kadar sürdü. 1975 yapımı olan bu film iki karakterin yağmurlu günde kahvehanede nargile içip dışarıyı seyretmeleriyle başlıyor. Filmimiz bir rüyayı temel alarak ilerliyor. Bir karakterin rüyasını başka bir karaktere anlattığını gördüğümüz bu filmde anlatıcının bir bahsi geçen trende tanıdık simaları görmesiyle film çözülmeye başlıyor. Gördüğümüz bu simalar acayip bir rüya olarak nitelendirilebilecek seviyede donuk karakterlerden oluşurken sadece baş karakterimiz hareketli ve film ilerledikçe birkaç karakter daha küçük küçük bu hareketlenmeye ortak oluyor. Trendeki bu tanıdık simalarin baş karakterimizin hayatında ne gibi bir etkisi olduğunu flashback sahneleriyle öğreniyoruz. Ana olay çözüldükten sonra da film sessiz bir şekilde sona eriyor. Son olarak bu film Sait Faik Abasıyanık'ın aynı ismi taşıyan öyküsünün beyaz perdeye yansıması. Hatta kesinliği tam olarak bilinmemekle beraber bu edebi eserlerin sinema filmine dönüşmesi bu filmle başlamış.

Sinefil değilim ama bu film baya baya gurme işi bir yapım. Yani sinemaya ilginiz yoksa, ileride ben de filmci(!) olacağım deniyorsanız hiç girmeyin bu topa. Filmcilere selam. 

17 Eylül 2024 Salı

sinefil değilim ama: yanlışlıklar silsilesi ya da el mariachi

Bu filmi izlerken nedense aklıma Kemal Sunal'ın Sahte Kabadayı filmi geldi. Bir dizi yanlış anlaşılmanın getirdiği olaylar silsilesi filmi çekici hale getiriyor. Filme adını veren "Mariachi" kelimesi anlamı gitar gibi telli çalgıları çalanlara verilen bir isimmiş bir nevi gitarist ya da çalgıcı gibi bir şey. Filmde de bir gitarist olan ve babası hatta dedesi gibi usta bir gitarist olmaya çalışan gezgin bir gencin gitar çalarak para kazanmak için hiç kimseyi tanımadığı bir kasabaya gelmesiyle başlıyor. Bu genç kasabada bir kızla tanışıyor ve olaylar silsilesi başlıyor. Aslında buna yanlışlıklar kumpanyası da diyebiliriz. Çünkü filmin başları tamamen bir yanlış anlaşılma üzerine kurulu ancak aksiyon sahneleri o kadar diri çekilmiş ki insan o kısımların mantığını sorgulayamadan film bitiyor. Bir gitaristi pardon düzelteyim bir Mariachi'nin  anlatıldığı bir filmde müziklerin diğer filmlere göre iyi olması beklenir lakin böyle bir beklenti içerisindeyseniz yanlış filmi izliyorsunuz. Çünkü müzikleri çok da tatmin edici değil maalesef. Ancak ses efektleri çok dikkat çekici kullanıldığının altını çizeyim. Baş karakterimizi 2 ya da 3 defa gitar çaldığını görüyoruz lakin ses efektleri benim daha çok dikkatimi çekti. Dönemine göre gayet dikkat çekici ve eğlendirici kullanılmış bence. Evet, filmden daha fazla ayrıntı vermemek için kendimi zor tuttum. Son olarak; bir serinin ilk filmi olan bu yapım 1992 yılında çıkmış ve devam filmleri olan Desperado ve Bir Zamanlar Meksika'da filmlerinde nedense El Mariachi ismi hiç geçmemiş. Bahsi geçen diğer iki filmi izler miyim pek bilemedim çünkü sadece aynı evrende geçiyor sanırım bu bana çok da çekici gelmedi. 
Sinefil değilim ama yine de El Mariachi filmini eh işte buldum. Eğer biraz aksiyon olsun arada da sırıtayım derseniz izlenir çok sıkmıyor aşırı sarmıyor da orta şeker tek sefer izlemelik bir film.

10 Eylül 2024 Salı

telaşlı ruhumun kaygısız bedeni


Uykusuzlukla, kimsesizlikle ve devamlı yenilmişlikle derinleşen karanlık gecelerde kulaklığımdan gelen müziğe kendimi bırakarak çıkmak istemediğim hülyalara dalıyorum. Biraz üzgün, biraz kırgın ama ağlayamadan. Belki de ağlamak için bir çift küçük diz arıyorum kendime. Nedensiz, nasılsız ama bir o kadar meraklı, narin bir çift el arıyorum saçlarımı okşayan. 
Gözüktüğüm aynalarda ne kadar gamsız, kedersiz, telaşsız olduğum söylenir hep yüzüme. Halbuki içimin kurak ırmaklarını göstermek için göğsümden hızla akan mızrakları sökmem lazım. Sökebilir miyim? bari sen konuş Cahit Abi duvarlar artık cevap vermiyor. Bir zamanlar yani epey uzun zamanlar önce Erzurum'a düşmüştü yolum. Bir gece kalmam gerekiyordu ve önceden yer ayırdığım otel bana sormadan -kendilerine göre beni aramışlar- odamı başkasına satmıştı Ben de kalacak yerim olmadığını öğrendiğim o an hemen çalıştırdım saksıyı zaten genellikle böyle anlarda çalışır benim saksı. Cami, otogar, olmadı karakola gider kalacak yerim yok derim diye düşünürken öğrenci yurdundan bozma bir yerde "Ulan benim şansıma burada da yer yoktur" dedim kendi kendime ama içimden bir ses yine de şansımı denememi  söylemişti. O sesin sayesinde kelimenin tam anlamıyla kutu gibi bir odadan ibaret kalacak bir yer bulmuştum kendime. Başucunda iki çekmeceli bir komodin, bir yatak, bir masa ve plastik sandalye, bir de dolap küçük bir balkonu da cabası. Tam Demirkubuz filmi anlayacağınız ama huzurun o en hafif tarafındaydım resmen. İşte böyle bir mekâna ihtiyacım var şimdi, yarını düşünmeden uyumam lazım. Sabahın gelip gelmemesini umursamayarak girmem lazım gecenin koynuna. Gündüzleri de en az geceler kadar sevebilmeliyim. Ne ruhum teleşlı olmalı artık ne bedenim kaygısız.

bülent ağabeyin ardından

Anadolu'nun en uzağında, gecenin ortasında bir anı vurdu hafızamın kıyısına; talihimin gülümsediği anların birinde "Artık İzdiham e...